Oscar’a Doğru/Boyhood

boyhoodTam bir anti Boyhood’cuyum. Bunu belirterek yazıya başlayayım. Zaten tweetlerimi takip ediyorsanız bunu fark etmişsinizdir.

Boyhood, yapım aşaması bakımından diğer filmlerden farklı bir film. Yönetmeni Richard Linklater’ın tercihiyle tam 12 senede çekildi Boyhood. Bu açıdan büyük bir emek ve özveri olduğunu tabii ki kabul ediyorum ama diğer filmler de çekildiği süreler itibariyle sıfır emekle kotarılmış değil. Ki çok çok kısa sürede çekilen Whiplash, bana göre Boyhood’tan daha iyi bir film. O sebeple Akademi’nin Boyhood takıntısını anlamıyorum, anlamayacağım. Aldığı hiçbir ödüle de sevinmeyeceğim. Evet Boyhood kötü bir film değil ama abartıldığı kadar iyi bir film de değil. Ki bir sürü film arasından elenerek ilk 8’e kaldığı düşünülürse zaten kötü bir film olması beklenemez ama burada her açıdan daha iyiyi aramamız gerekir.

Continue reading

Oscar’a Doğru/Birdman

birdmanThe Grand Budapest Hotel ‘en iyi film’ Oscar’ını kazanamazsa ödülü almasını istediğim film Birdman. Birdman’i genel olarak sevdim. Kurgusu, senaryosu, oyunculukları başarılı fakat birçok eksiği de var. The Grand Budapest Hotel’den geriye düşüren de o oluyor işte. Evet The Grand Budapest Hotel’in de eksikleri var fakat Birdman’inki daha çok göze batıyor.

Continue reading

Oscar’a Doğru/The Theory of Everything

the theory of everythingSırada ‘The Theory of Everything’ var.

Stephen Hawking’in hayatının uyarlandığı filmi genel olarak beğensem de en iyi film kriterlerime uymadığını söyleyebilirim. Film tamamen duygularınıza hitap ediyor. Eğer filmin duygusuna kapıldıysanız seversiniz, yoksa sevmeniz kolay olmayacaktır. Stephen Hawking ve Jane’in aşkı, hayat mücadelesi, ilişkilerinin gidişatı her şey tamamen duyguya bağlı. Gözlerim dolu dolu izlediğim bir film oldu The Theory of Everything. Tabii ki eli boş dönmeyecek fakat Oscar tarihinin en iyi filmlerinden biri olarak da anılamayacak.

Continue reading

Oscar’a Doğru/The Imitation Game

the imitation gameAslında sevdiğim ama bazı noktalarda kararsız kaldığım bir filmle karşınızdayım.

The Imitation Game sinematografik açıdan keyif veren bir film, genel olarak muhteşem bir uyum söz konusu ama yine de Oscar’ı almasını istemiyorum sanırım. Yani alırsa üzülmem ama alsın diye de desteklemem. Bir önceki yazıda da belirttiğim gibi kalbimden geçen The Grand Budapest Hotel çünkü.

Continue reading

Oscar’a Doğru/The Grand Budapest Hotel

the grand budapest hotelHani bir filmin afişinden, fragmanından içiniz fıkır fıkır olur ya işte The Grand Budapest Hotel öyle bir film. Hele bir de Wes Anderson seviyorsanız, tadından yenmiyor. :)

The Grand Budapest Hotel’in vizyon tarihi Oscar döneminden çok önceydi, hatta Oscar adayları arasında olacağını düşünmemiştim fakat iyi ki tekrar gündeme gelmiş ve adaylar arasına benim gönlümün tepesinden girmiş.

Continue reading

Oscar’a Doğru/Whiplash

whiplashSelamlar!

Oscar’a doğru gittiğimiz bu günlerde hemen ilk filmimizi yorumlayarak başlayalım. Bu hafta vizyona girmesinin de etkisiyle ilk filmimiz ‘Whiplash’ olsun dedim. Whiplash benim kusursuz bulduğum, çok çok sevdiğim bir film. En iyi film Oscar’ını alabileceğini düşünmesem de alsa sevinçten havalara zıplarım, net. Şimdi neden sevdim, neden alamaz bunlara girelim bakalım.

Miles Teller ve J.K.Simmons’u buluşturan Whiplash’ın temposu hiçbir şekilde düşmüyor. Film öyle büyüleyici ki ellerinizde bagetleri hayal ediyor, kanayan kendi elleriniz sanıyorsunuz. Benim tutkuyla tekrar tekrar izlediğim filmlerim vardır, işte Whiplash da bunların arasına taa en tepelerden girdi bile. Aslında hemen hemen hiç aksiyon sahnesine sahip değil ama soluksuz izliyorsunuz. Hele son 15 dakika hiç bitsin istemeyeceksiniz.

Continue reading

87.Oscar Adayları Açıklandı!

En sevdiğim zamana geldik! Oscar adayları açıklandı. 22 Şubat’a kadar Oscar’la yatıp Oscar’la kalkacağız. Oscar döneminde yazdığım yazılar yıl boyunca en keyif aldıklarım oluyor, uzun süreli bir yazı dizisine başlamak aslına bakarsanız çok da kolay olmuyor ama yine de en sevdiğim dönem bu dönem :)

87. Akademi Ödülleri adayları biraz önce açıklandı. Tören 22 Şubat’ta gerçekleşecek. Ben de bugünden itibaren önce en iyi film adaylarını, sonra yabancı dilde en iyi film adaylarını, sonra diğer kategorileri yorumlayacağım. En sonunda da tahminlerime yer verip, töreni bekleyeceğim.

Hadi bakalım artık adayları inceleme zamanı!

En İyi Film
American Sniper
Birdman
Boyhood
The Grand Budapest Hotel
The Imitation Game
Selma
The Theory of Everything
Whiplash

En İyi Yönetmen
Wes Anderson | The Grand Budapest Hotel
Alejandro González Iñárritu | Birdman
Richard Linklater | Boyhood
Bennett Miller | Foxcatcher
Morten Tyldum | The Imitation Game

En İyi Erkek Oyuncu
Steve Carell | Foxcatcher
Bradley Cooper | American Sniper
Benedict Cumberbatch | The Imitation Game
Michael Keaton | Birdman
Eddie Redmayne | The Theory of Everything

Continue reading

‘Şarkılarla Filmler’ Sahnede Buluştu!

Hiç aklımda olmamasına rağmen sıcak sıcak bir yazı yazmaya geldim. Biliyorsunuz geçen ay TEGV yararına bir konser düzenlendi. Sinemamızın 100.yılında unutulmaz filmlerimizin şarkıları oyuncularımız tarafından söylendi, geliri de TEGV’e aktarıldı. Ben de o günden beri konserin yayınlanmasını bekliyordum. Her şey bir yana ben böyle projeleri çok seviyorum. O kadar kazanıyorlar, şarkı söyleyene kadar bağış yapıversinler diye düşüneniniz varsa eğer kesinlikle katılmıyorum. Farkındalık yaratmak, sahneye çıkıp böyle bir projede yer almak çok değerli benim gözümde, bağış derseniz de o herkesin kendi bileceği iştir. Birçok oyuncudan, yönetmenden daha fazla kazanan doktorlar da var misal. Nasıl onlara karışılmıyorsa bu sektördeki kişilere de karışılmaması gerektiğini düşünüyorum. Beni böyle projelerde yer almaları ilgilendiriyor açıkçası, bağış miktarları değil.

Her neyse gecede çok çok iyi performanslar da vardı, detoneler de. Fakat detone olmaları da umrumda değil, o sahneye çıkmaları çok daha önemli. Ama yine de kimi nasıl buldum biraz değinmek istiyorum. Tabii bundan önce sunucularımızla ilgili birkaç şey yazayım. Cem Davran ne kadar sempatikse Tuba Ünsal o kadar yapmacıktı. Zoraki gülmeye çalışmaları, kağıttan bile okuyamaması, çok kötüydü. Cem Davran’ı severim, sunuculuk işini de çok iyi yaptığını düşünüyorum, sahne enerjisi çok güzel. Ama akıl var mantık var o adamın yanına Tuba Ünsal’ı çok mu aradınız? İnsan metni gelmeden biraz okur bari. Erkan Kolçak Köstendil’i sunuşu ise gerçekten faciaydı. ‘Erkian Kolçak Köstengil’ ne yahu? Hiç mi duymadın adını? Pes dedim gerçekten.

Continue reading

Merhaba 2015!

Adettendir, yeni yıla girerken yeni bir yazı paylaşmadan olmaz.

Bu sene 2014′ün enleri listeleri hazırlamadım, bu yıl da böyle geçsin istedim. Ama 2015′le beraber yoğun bir yazı dizisine gireceğiz. Oscar geliyor, Oscar! :)

Ocak ayında adayların açıklanmasından sonra tek tek tüm filmleri konuşacağımız yazılar gelecek, varsa bu konuda önerisi olan pek sevinirim.

Şimdi yeni yıl dileklerimize geçme vakti.

2014 sizin için nasıl bir yıl oldu bilmiyorum ama 2015 muhteşem bir yıl olsun.

Anı yaşayın, hayatı ertelemeyin. Tabii ki planınız programınız olsun ama hayat çok kısa bunu da unutmayın.

Mutlulukları ise hiç ertelemeyin.

Bol bol gezin, bol bol yeni insanlar tanıyın.

Bol bol izleyin, okuyun. Sonra bana da yazın, çok mutlu olurum deneyimlerinizi paylaşmaktan.

Sevdiklerinize sımsıkı sarılın.

Hayalinizdeki okul, iş sizinle olsun.

Ve aşık olun.

Sevin, sevilin!

Çooookk mutlu olun, 2015 sizin yılınız olsun!

Mutlu yıllarrrr!

Urfalıyam Ezelden’i Finale Neler Götürdü?

Aslında bu yazıyı Urfalıyam Ezelden’i bitişe neler götürecek diyerek geçen hafta yazacaktım. Sonra bir hafta daha şans vermek istedim, sonrasında yazımı yazıp diziyi takibi bırakacaktım. Ama hafta içinde dizinin final kararı duyuldu. Evet, bu sefer isabet oldu.

Her zaman dizi ekibi tarafından bakarım, reyting bahane derim ama bu sefer dizi ekibinin yanında olamayacağım üzgünüm. Urfalıyam Ezelden Kanal D’de yayınlanmaya başladı, sonrasında kanal reytingleri sebebiyle daha 5 bölüm yayınlanmışken yayından kaldırdı. Evet 5 bölümde bu büyük bir saçmalıktı orası ayrı mesele. Sonra Star TV devreye girdi, diziyi tekrar yayınlamaya başladı. Toplanan seti kurdurdu, dağılan umutları topladı; sonra ne oldu, hiç.

İlk üç bölüm itibariyle müthiş bir dünya vaad etti Urfalıyam Ezelden, ciddi anlamda çok iyi bölümlerdi. Sonra, sonra o heyecandan eser kalmadı. 9.bölüme farklılık katan tek isim Mahir Günşıray ve karakteri Tuğrul beydi. 10. Bölüm ise koca bir hiçti. Sistematik ve/veya duygusal olarak çok büyük hatalar yapıldı. Ve kaçınılmaz son geldi. Neydi o hatalar biraz değinmek istiyorum.

Continue reading